KİMSE RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN HASTANEYE ÜÇ KEZ DÖNDÜĞÜNÜN NEDENİNİ ANLAYAMAMIŞTI… TA Kİ BİR HEMŞİRE TÜM TÜRKİYE’Yİ DUYGULANDIRAN HİKÂYEYİ ANLATANA KADAR
Bazı hikâyeler kameraların önünde doğar.
Bazıları ise aylarca, hatta yıllarca gizli kalır; ta ki birileri onları anlatmaya karar verene kadar.
İşte bu da onlardan biri.

Her şey İstanbul’un dışında düzenlenen mütevazı bir sosyal dayanışma etkinliğinde başladı.
Ailelerin, gönüllülerin ve mahalle sakinlerinin arasında, dokuz yaşında küçük bir kız çocuğu sabırla bekliyordu.
Orada bulunan devlet yetkilileriyle tanışmak istiyordu.
O gün kimse onun adına dikkat etmedi.
Ama gülümsemesine etti.
Etkinlikte bulunanların anlattığına göre, küçük kız Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanına büyük bir doğallıkla yaklaştı.
Bir fotoğraf istemedi.
Bir imza istemedi.
Sadece teşekkür etmek istedi.
Bu sözler Cumhurbaşkanı’nı şaşırttı.
“Bana neden teşekkür ediyorsun?” diye sordu.
Küçük kız birkaç saniye başını eğdi ve sonra cevap verdi:
“Çünkü annemle babamın hâlâ umut olduğunu söylediklerini duydum.”
Onun için umut, her şey demekti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o anda bilmediği şey ise, bu küçük kızın aylardır ciddi bir beyin tümörüyle mücadele ettiğiydi.
Hastalık tüm ailenin hayatını değiştirmişti.
Hastane ziyaretleri günlük yaşamın bir parçası hâline gelmişti.
Uykusuz geceler giderek artıyordu.
Tedavi masrafları ise ailenin karşılayabileceğinden çok daha hızlı büyüyordu.
Doktorlar, hayatını değiştirebilecek karmaşık bir operasyonun mümkün olduğunu söylemişlerdi.
Ancak maliyet çok yüksekti.

Ailenin artık bunu karşılayacak gücü kalmamıştı.
O gün yapılan konuşma yalnızca birkaç dakika sürdü.
Ama derin bir iz bıraktı.
Küçük kız hastalığından söz etmedi.
Şikâyet etmedi.
Yardım istemedi.
Sadece gülümsedi.
Ve yoluna devam etti.
Günler geçti.
Aile aynı zorluklarla mücadele etmeyi sürdürdü.
Ta ki beklenmedik bir telefon gelene kadar.
Önce bunun bir yanlışlık olduğunu düşündüler.
Sonra kötü bir şaka yapıldığını sandılar.
Ama değildi.
Telefon gerçekti.
Ve beraberinde inanılmaz bir haber getiriyordu.
Operasyon yapılabilecekti.
Gerekli finansman sağlanmıştı.
Hastane personelinin anlattığına göre, tek bir şart vardı:
Yardımın kaynağı gizli kalacaktı.
Ne basın toplantısı olacaktı.
Ne açıklama yapılacaktı.
Ne de fotoğraf paylaşılacaktı.
Önemli olan tek şey, küçük kızın ihtiyaç duyduğu tedaviyi almasıydı.
Aylar boyunca kimse gerçeği öğrenemedi.
Ne gazeteciler.
Ne televizyon yorumcuları.
Ne de hastanedeki birçok çalışan.
Operasyon büyük bir gerginlik içinde gerçekleştirildi.
Saatler süren bekleyiş, aile için adeta bir ömür gibiydi.
Doktorlar ameliyathaneden çıktığında herkesin beklediği haber geldi.
Operasyon başarılı olmuştu.
Gözyaşları vardı.
Sıkı sıkıya sarılan insanlar vardı.
Ve tarif edilmesi güç bir sessizlik vardı.
Çünkü aile, kaybetmek üzere olduğunu düşündüğü geleceğini yeniden kazanmıştı.
Fakat hikâye burada bitmedi.
Asıl şaşırtıcı olan daha sonra yaşandı.
Küçük kız iyileşme sürecine başladığında, hastaneye beklenmedik ziyaretçiler geldi.
Ortada kameralar yoktu.
Basın mensupları yoktu.
Siyasi danışmanlar yoktu.
Sadece Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ve kızları Sümeyye Erdoğan Bayraktar vardı.
Aileyi ziyaret etmek ve küçük kızın nasıl olduğunu görmek istemişlerdi.
Hastane çalışanlarının anlattığına göre sohbet son derece samimiydi.
Çizgi filmlerden konuştular.
Müzikten konuştular.
Okuldan konuştular.
Ve dokuz yaşındaki bir çocuğun hastane koridorlarında geçirmek zorunda kaldığı günler yerine yaşaması gereken güzel şeylerden konuştular.
Ancak kimsenin unutamadığı bir an vardı.
Ziyaretin sonunda Sümeyye Erdoğan Bayraktar küçük kıza bir defter hediye etti.
Pahalı değildi.
Gösterişli değildi.
Ama ilk sayfasında kısa bir not vardı:
“Her şey geçtiğinde, görmek istediğin yerleri bu sayfalara yaz.”
Küçük kız hemen yazmaya başladı.
Önce bir sahil.
Sonra bir dağ.
Daha sonra bir eğlence parkı.
Ve en sonunda orada bulunan herkesi duygulandıran tek bir kelime ekledi:
“Gelecek.”
Yıllar sonra bile bazı sağlık çalışanları o günü unutamadıklarını söylüyor.
Çünkü zor teşhislerin, uzun tedavilerin ve acı dolu günlerin arasında, insanlara yeniden umut veren anlara çok nadir rastlanıyor.
Bu hikâye belki de sonsuza kadar gizli kalacaktı.
Ancak sağlık çalışanları arasında yapılan sıradan bir sohbet sırasında olay yeniden gündeme geldi.
Bir kişi yaşananları anlattı.
Sonra hikâye hastanenin duvarlarının dışına çıktı.
Önce yakın çevreye yayıldı.
Daha sonra tüm Türkiye’ye ulaştı.
İnsanların tepkisi ise aynıydı.
Mesele para değildi.
Mesele siyaset değildi.
Mesele manşetler değildi.
İnsanları etkileyen şey çok daha basitti.
Kimsenin izlemediği bir anda birilerinin yardım etmeyi seçmiş olmasıydı.
Küçük kızın annesi o günleri hatırlarken gözyaşlarını tutamadı.
“Doktorlar kızımın hayatını kurtardı,” dedi.
“Ama bize mücadele etme gücünü yeniden veren insanlar da vardı.”
Bugün o küçük kız büyümeye devam ediyor.
Okula gidiyor.
Arkadaşlarıyla planlar yapıyor.
Seyahat etmeyi hayal ediyor.
Ve o defteri hâlâ saklıyor.
Sayfalarının çoğu doldu.
Bazıları ise hâlâ boş.
Yeni hikâyeleri bekliyor.
Yeni hayalleri bekliyor.
Yeni keşifleri bekliyor.
Çünkü bazen hayatı gerçekten değiştiren şeyler manşetlere çıkmaz.
Büyük konuşmaların konusu olmaz.
Haftalarca televizyonlarda tartışılmaz.
Bazen en önemli iyilikler sessizlik içinde yapılır.
Kameralardan uzak.
Işıklardan uzak.
Ve hiçbir karşılık beklemeden.
İnsanların asla unutmadığı hikâyeler de tam olarak böyle doğar.